POSTA PULLARINDA IŞILDAYAN DENİZ FENERLERİ
İki kıtayı birbirinden ayıran, denizle kucaklaşan; kuzeyden güneye, batıdan
doğuya bir kavşak üzerinde yer alan bir kent İstanbul…
Geçmişinden günümüze uzanan zengin tarih ve etnik yapısıyla derya bir
dünya kenti.. Avrupalı olduğu kadar Asyalı.. Müslüman, Hristiyan, Musevi.. Rumu,
Ermenisi, Levanteni, Lazı, Kürdü, Makedonu, Çerkezi.. Hepsi bir birine karışmış;
kökleri, dilleri, dinleri, dansları ve yemekleriyle.. Kuzeyden Karadeniz, güneyden Marmara.. Yüzyıllardan bu yana, dünya ile olan bağlantısının önemli bir bütününü denizle sağlamış.. Mısırlısı, Giritlisi, Fenikelisi,Cenevizlisi, Vikingi, Venediklisi..Tüm tacirler gemilerle getirip boşaltmışlar limanlarına cam eşyalarını,baharatlarını,ipekli kumaşlarını.. Yine Fransız, İtalyan, Maltalı birçoğu bindikleri gemilerle ulaşmışlar İstanbul’a. Kimileri aşık olmuş, vurulmuş doğu ile batıyı birleştiren bu gizemli, tütsülü kente. Hem de bir daha geri dönmemecesine..Burada kalmayı, bu mozaik panonun içindeki taşlardan biri olmayı yeğlemişler..
Yüzyıllar ötesinden bu yana insanlarının birçoğu denizle yaşamış, denizle
beslenmiş.. Balıkçısı, kaptanı, miçosu, levendi, tayfası, taciri.. Gemiler, kayıklar
yapmışlar sulara açılmışlar, ekmeklerini denizden çıkarmışlar.. Ama, deniz bu,
şakaya gelmez. Bir gün sakin, bir gün hırçın.. Fırtınalarda alabora olmuşlar.. Kâh
Sarayburnu kayalıklarında, kâh Samatya açıklarında yaşamlarını yitirmişler; sisli
havalarda yollarını kaybetmişler.. Ancak, onlara tek bir şey güvence vermiş..Onları
olası tehlikelerden koruyan, uzaklardan yol gösteren fenerler.. Adalar’ dan Bebek’ e, Anadolu Kavağı’ ndan Yeşilköy’ e dek kıyıları süsleyen küçüklü büyüklü fenerler..Kimini, deniz içinde bir dubanın üstüne oturtmuşlar, kimini de bir kale burcu gibi taşlardan yapmışlar.. Çok önceleri, eski zamanlarda birçoğunun yerinde, üzerinde ateş yakılan yüksek bir platform yer alırmış.. Gecenin karanlığında yakılan ateşin ışığını gören denizciler yollarını bulur, kıyılara yanaşırlarmış.. Ama, çok sonraları hemen hepsi mimari bir yapılanmaya dönüşmüş. Hele, 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, adlarına layık birbirinden güzel fenerler inşa edilmeye başlanmış.
Dönem Abdülmecid Han’ ın dönemidir..Avrupa’ ya Osmanlı İmparatorluğu’
nun pencerelerini aralayan II. Mahmud’ un oğlu Sultan Abdülmecid.. Müzikten
tiyatroya, kıyafetten mimariye modernizm ve çağdaşlığı destekleyen yenilikçi bir
padişah.. Kimi Avrupa ülkelerinin kıyılarını süsleyen fenerlerin benzerlerinin
yapılmasını ister İstanbul’ un kıyılarına.Bu işin uzmanlarını çağırırlar Frengistan’ dan.Oturulur konuşulur, planlar projeler hazırlanır ve sonunda ferman çıkar. Bundan böyle, yapılan anlaşma ile Fransızların ünlü deniz fenerleri yapımcısı Sautter firmasıyla anlaşılır. Ve 1856-57 yıllarında, ilk “ üç kardeş” Ayastefanos, Rumeli Kavağı, Anadolu Kavağı fenerleri bir bir yerlerini almaya başlarlar…Bunların yanı sıra Fenerbahçe feneri inşa edilir. Sanki bir gelini andırırlar bembeyaz renkleriyle.Bir yüzyıldan fazla bir zaman yanar çakar ışıldaklarıyla yol göstermişlerdir deniz insanlarına..Zaman içinde kartpostallarda,bayram tebriklerinde boy gösteren ve kentin bir tür nazar boncuğu işlevini üstlenen fenerler, posta pullarının üzerinde de yerlerini almaya başlarlar.. Posta pulları üzerinde ilk defa resmedilme ayrıcalığını kazanan fenerimiz Kızkulesi’ dir…14 Ocak 1914 tarihinde tedavüle çıkarılan, Londra’ da bastırılmış 17 puldan oluşan posta serisindeki 10 paralık leylaki pulun üzerinde
Kızkulesi’ nin güzel bir resmi yer alır…

Yine ayni serideki 10 Paralık yeşil pulun üzerinde ise Fenerbahçe Feneri’nin güzel bir resmi işlenmiştir..Fener konulu bu iki puldan üç yıl sonra,1917 Yılında Osmanlı Posta İdaresi’ nin Viyana’ da bastırdığı bir başka posta serisinin üzerinde, İstanbul’ un en güzel ve popüler feneri Ahırkapı’ nın resmi görülür.Sultan Reşat tuğralı bu 10 paralık pul ise yeşil renkte bastırılmıştır.

Yıllar sonra, 1947 yılının eylül ayında İstanbul’ da yapılan Uluslararası Üzüm ve Şarap Kongresi nedeniyle P.T.T.’ nin çıkardığı üç parçalık anma serisi pulları üzerinde, minik bir nokta kadar da olsa, bir kez daha Ahırkapı Feneri kendini gösterir.Fener, tarihi yarımada siluetinin içinde yer almaktadır.

Bir başka fener görüntüsünün pullarımız üzerinde yer alması 1 Temmuz 1951 tarihinde, Kabotaj Hakkı’ nın yirmi beşinci yıldönümü nedeniyle tedavüle çıkartılan anma serisinde gerçekleşir. Serinin en değerli parçası olan gri renkli 1 liralık pul üzerinde Fenerbahçe Fener’ i bir kez daha tüm güzelliği ile endam eder..

Ne var ki, Türk pulları üzerinde en çok yer alan fenerimiz Kız Kulesi olmuştur. İstanbul’ da yapılan uluslararası kongre ve konferansların anısına çıkarılan hatıra serilerinde İstanbul’ un incisi Kız Kulesi’ nin doğal olarak ayrıcalıklı bir yeri olmuştur. Çünkü, Boğaz’ ın girişinde yer alan,efsanelere de geçmiş Kız Kulesi’ nin fener ya da radar işlevinden öte bambaşka bir yeri vardır İstanbul için..Efsanelere konu olmuş; öncelikle, bu dünya kentinin sembolik görüntülerinden biri haline gelmiştir..



Daha sonraki yıllardan günümüze dek posta pulları üzerinde Zonguldak’ tan Göçek’ e başka fenerleriimiz de görüntülenir. Özellikle de 2004, 2005 yıllarında, Posta İdaresi özel olarak “Fenerlerimiz” adı altında iki ayrı özel seri çıkarır tedavüle.. İkişer puldan oluşan bu hatıra serilerinde Kastamonu’ nun ünlü Kerempe Feneri, Antalya’ daki Gelidonya Feneri, Çanakkale Batıburnu ve Zonguldak Fenerleri resmedilir..


Kartpostallara, posta pullarına yansıyan deniz fenerleri, bilhassa dünyanın deniz kıyılarına sahip olan tüm ülkelerinde bir abide gibi sevgi ve ilgi görürler. Çünkü,deniz fenerlerinin kurtarıcı, güven verici işlevlerinin yanı sıra, estetik ve güzellik yansıtan bir görünümleri vardır. Bir gün batımında, ya da bir gün doğumunda, fırtınalı bir günün bembeyaz haşin dalgaları arasında, tepesinde martıların cirit attığı birgünün ortasında deniz fenerlerinin güzelliği renkten renge bürünür; şairlere,yazarlara, ressamlara, fotoğraf sanatçılarına ilham kaynağı oluşturur. Ama, bütün bunların dışında bir başka gerçek, deniz fenerlerinin hüzünlü bir yanlarının da olduğudur.Çünkü, genel olarak kendilerini bekleyen bekçileri gibi, yalnız
başlarınadırlar.. Onların bu yalnızlığını paylaşan en yakın dostları ise martılardır..


( [email protected] ) Turgay Tuna© Copyright